
MERHEM
GİDENİN YERİNİ ACISI DOLDURUR.
Film Özeti
Zonguldak’ın küçük bir madenci kasabasında yaşayan Zehra, dokuz yaşındaki oğlu Ali’yle birlikte madende çalışan eşi Mahmut’un eve dönmesini bekler. Babasının baretini takıp minderlerin arasında madencilik oynayan Ali’nin sırtında, bir akşam banyoda sabunla dahi çıkmayan bir leke belirir. Kimsenin Zehra kadar görmediği bu esrarengiz iz, evin sessizliğine ağır ağır yayılmaya başlar.
Ogün Mert Kurt’tan Yapım Hikâyesi

Akademik olarak sinema eğitimi almadım. Sinemayı kurslar, atölyeler ve denemelerimle öğrenmeye çalışan alaylı bir yönetmenim. Zonguldaklı olarak madencilikle şekillenen hayatı anlatmayı hep istedim. Bu arayış benim için, 2008 yılına kadar uzanıyor. Benim açımdan oyuncu, ekip, ekipman ve rehberlik olanakları sınırlıydı. Sonrasında “Satış” ve “Tatil” filmlerini yaptım.
Madencilerin acıları, Muzaffer Oruçoğlu’nun “Grizu”, Mehmet Seyda’nın “Yanartaş”, İrfan Yalçın’ın “Ölümün Ağzı” romanlarıyla edebiyata; Yavuz Özkan’ın “Maden” filmiyle sinemaya yansıdı. Yılmaz Erdoğan’ın 2013 yapımı “Kelebeğin Rüyası” ise mükellefiyete yer verse de benim gözümde Zonguldak’ın toplumsal sorunlarından çok, Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu’nun bireysel dünyalarını ve şiirlerini merkezine alan biyografik bir anlatıydı.


“Merhem”in çıkış noktasında Zonguldak’ın ekonomik sıkışmışlığı ve madenci ailelerinin kaygıları vardı. Kamucu politikaların gerilemesiyle emeğin ve geçim güvencesinin aşınması, düşünsel arka planımı oluşturdu. Sömürüyü doğrudan göstermek veya sloganlar kurmak yerine geride kalanlara, Zehra’nın psikolojik sıkışmışlığına odaklandım. Oğlunun sırtında gördüğü kara leke, yaklaşan felaketin ve aileye yayılan görünmez yaranın metaforuna dönüştü.
Uzun süre yapımcı aradım. Sektörün dışında olmak, bağlantı eksikliği ve küçümsendiğimi hissettiğim görüşmeler süreci zorlaştırdı. Egemen Ertürk ve ekibiyle profesyonel olanaklara ulaştım. Kültür Bakanlığından yapım desteği almam beni de şaşırttı. Çalışarak, harcamalarımdan kısarak biriktirdiğim parayı filme ayırdım.


“Merhem”, kendi olanaklarımla ayakta tuttuğum, gerilla ruhuyla gerçekleştirdiğim bir film oldu.
Yapımcı Görüşü
Merhem’le ilk karşılaştığımda beni etkileyen, büyük bir toplumsal yarayı küçük ve mahrem bir hikâyenin içinde anlatmasıydı. Madeni ve ölümü doğrudan göstermek yerine, bütün bunların geride kalan bir anne ve çocuğun hayatına nasıl sızdığını anlatıyordu. Ogün Mert Kurt’un uzun zamandır taşıdığı bu hikâyenin sinemasal karşılığını bulabilmesi için projeye dahil oldum. Zonguldak’ın gerçekliğinden doğan Merhem’in; kayıp, bekleyiş ve sevdiğini koruyamama duygularıyla sınırları aşan, evrensel bir karşılık bulacağına inanıyorum.

Egemen Ertürk’ten Yapım Hikâyesi
Merhem’le yolumuz, Ogün Mert Kurt’un filmi için uygulayıcı yapımcı aradığı dönemde kesişti. Projeyi ilk okuduğumuzda güçlü bir hikâye gördük; ancak senaryodan bütçeye, çekim koşullarından yaratıcı tercihlere kadar çözülmesi gereken pek çok mesele vardı. Setizen Sinema Okulu olarak, filmi olanakları zorlamadan ama profesyonel standartlardan da ödün vermeden hayata geçirmeyi önerdik.


Projenin Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan yapım desteği almasıyla süreç bir anda hızlandı. Çekim takvimi öne çekildi; senaryo yeniden çalışıldı, oyuncular ve ekip oluşturuldu. Proje süpervizörü olarak geliştirme aşamasından sete kadar filmin bütün yaratıcı ve yapısal süreçlerine eşlik ettim.
Başlangıçta Ankara’da çekmeyi planladığımız filmi, koşullar değişince İstanbul’a taşıdık. Bu değişiklik önümüze başka bir yaratıcı sınav çıkardı: İstanbul’un içinde Zonguldak’ı yaratmak. Mekânları, sanat dünyasını, ışığı ve görüntü dilini bu duyguyu kuracak şekilde tasarladık.


Sonunda Merhem, güçlü bir oyuncu kadrosu, deneyimli bir teknik ekip ve profesyonel sinema ekipmanlarıyla iki yoğun günde çekildi. Mütevazı bir arayışla başlayan yolculuk, ortak emeğin ve inancın büyüttüğü profesyonel bir filme dönüştü.