Filmin Hikâyesi
Beklenmedik trajikomik bir dava, bir hâkim ile psikiyatrist eşini alışılmış hayatlarının dışına sürükler.
Beklenmedik trajikomik bir dava, bir hâkim ile psikiyatrist eşini alışılmış hayatlarının dışına sürükler.
“Adalet Tangosu”, bireysel özgürlük, toplumsal normlar ve adalet sistemi arasındaki çelişkilere dair kişisel bir sorgulamadan doğdu.
Bir hâkim ve psikiyatrist eşinin sarsılan düzeni üzerinden, hukuk ve vicdanın çatıştığı gri bir alanı izliyoruz.
Film, mizah ve dram arasında gidip gelen anlatımıyla izleyiciyi hem düşündürmeyi hem de duygusal olarak sarsmayı amaçlıyor.
Her adımda değişen bir ritimde, adaletin gerçekten kime ait olduğunu sorguluyoruz.



Vicdan ve akıl arasındaki çizgide, yer yer güldüren, yer yer sorgulatan bir yolculuk başlar.
Türkiye sinemasının yeni ve dikkat çekici bağımsız yapımlarından biri olan Adalet Tangosu, trajikomik bir dava üzerinden adalet, vicdan, akıl ve toplumsal sorumluluk kavramlarını derinlikli ve çarpıcı bir dille sorguluyor.
Yönetmenliğini ve senaristliğini Egemen Ertürk’ün üstlendiği film, bir hâkim ve psikiyatrist eşinin, beklenmedik bir intihar davası karşısında sarsılan hayatlarını merkeze alıyor.
Film, absürt mizah ile dramatik ton arasında dengeli bir geçiş sunarken, izleyicisini hem güldürüyor hem de rahatsız edici sorularla baş başa bırakıyor.
Filmde, oyuncu performansları kadar çarpıcı olan şey, karakterlerin iç dünyalarının derinliğine inen anlatım dili.
Hâkim karakteri ve psikiyatrist eşinin ilişkisinde geçen çatışmalar, toplumsal beklentilerle kişisel vicdan arasındaki dengeyi temsil ediyor.
Filmde yer alan genç Alican karakteri ise toplumsal suskunluğu sorgulayan güçlü bir sembol hâline geliyor.
Filmde, oyuncu performansları kadar çarpıcı olan şey, karakterlerin iç dünyalarının derinliğine inen anlatım dili. Hâkim karakteri ve psikiyatrist eşinin ilişkisinde geçen çatışmalar, toplumsal beklentilerle kişisel vicdan arasındaki dengeyi temsil ediyor. Filmde yer alan genç Alican karakteri ise toplumsal suskunluğu sorgulayan güçlü bir sembol hâline geliyor.
Filmin Alman idari yapımcısı Karsten Kastela hali hazırda Golden Globes jüri üyesi ve uzun yıllardır uluslararası sinema dünyasının önemli bir figürdür. Birçok prestijli festivalde jüri üyeliği yapmış, sektörün önde gelen dergi ve gazetelerinde film eleştirmenliği üstlenmiş, Hollywood ve Avrupa sinemasında ise pek çok büyük projede basın sorumlusu olarak görev almıştır. Onun bu deneyimi, Adalet Tangosu’nun yalnızca yerel değil, uluslararası arenada da güçlü bir etki yaratma potansiyelini açıkça göstermektedir.
Adaletin ritmi, her adımda değişir.









Didem Özkavukçu Aygün · Egemen Ertürk · Murat Çidamlı · Ozan Uygun
Türkiye sinemasının yeni ve dikkat çekici bağımsız yapımlarından biri olan Adalet Tangosu, trajikomik bir dava üzerinden adalet, vicdan, akıl ve toplumsal sorumluluk kavramlarını derinlikli ve çarpıcı bir dille sorguluyor. Yönetmenliğini ve senaristliğini Egemen Ertürk’ün üstlendiği film, bir hâkim ve psikiyatrist eşinin, beklenmedik bir intihar davası karşısında sarsılan hayatlarını merkeze alıyor. Film, absürt mizah ile dramatik ton arasında dengeli bir geçiş sunarken, izleyicisini hem güldürüyor hem de rahatsız edici sorularla baş başa bırakıyor.


Adalet Tangosu, sadece hikâyesiyle değil, yapım süreciyle de dikkat çekiyor. Hiçbir kurumsal destek veya fon almadan, tamamen imece usulü çekilen filmde, Manga ve İhtiyaç Molası gibi önemli müzik gruplarının filme hediye ettiği şarkıları da yer alıyor. Bu katkılar, filmin ruhunu ve duygu evrenini derinleştiriyor.
Yönetmen ve senarist Egemen Ertürk, bu eşsiz destekler için şu sözleri söyledi: “Bu film imece usulü bir dayanışmanın ürünü. Müzisyen dostlarımız da ruhumuzu duydular, hissettiler ve hiç tereddütsüz kalplerinden gelenleri bizimle paylaştılar. Müziğin bu kadar içten gelmesi, filmi izleyenlerde daha da derin bir karşılık bulacak.”
Adalet Tangosu, adaleti sorgularken müziği bir çığlık, bir sığınak, bir yolculuk arkadaşı olarak kullanıyor. Ve bu yolculuk, artık çok daha güçlü.



“Adalet Tangosu”nun yaratım süreci, trajik bir kişisel hikâyeden doğdu. Yönetmenin en yakın dostu Mesut Yüce’nin ardı ardına gelen intihar girişimleri ve sonunda hayatını kaybetmesi, projeye duygusal ve entelektüel bir omurga kazandırdı. Antik Yunan’dan modern felsefeye, intiharın etik, hukuki ve psikiyatrik boyutlarını araştıran yönetmen, Türkiye’de kamuya açık alanlarda gerçekleşen başarısız intihar girişimlerinin hukuken suç sayıldığını öğrenince hikâye biçimlenmeye başladı. Bu durum, filmin merkezine yerleşen “birey–devlet çatışması” temasının çekirdeğini oluşturdu.
Başlangıçta sadece düşük bir bütçeyle yola çıkıldı. Ancak inananların sayısı hızla arttı. Üniversitelerden akademik destek, gönüllü sinemaseverlerin emeği ve uluslararası iş birlikleri sayesinde proje, 550 bin dolarlık profesyonel bir yapım seviyesine ulaştı. Amatör ruh, Orion gibi endüstrinin öncü firmalarından sağlanan üst düzey objektifler ve profesyonel kamera sistemleriyle birleşti; proje, estetik ve teknik anlamda büyük bir sıçrama yaptı.
Çekim süreci boyunca karşılaşılan zorluklar, filmin karakterine dönüştü. Tek tekeri eksik bir şaryo nedeniyle bazı planlar defalarca çekildi. Çekim mekânında yaşanan elektrik kesintileri ve voltaj dalgalanmaları, planlanan takvimleri altüst etti. Hukuki sorunlar çıkaran bir inşaat şirketi, çekim düzenini zorlasa da ekip yaratıcılık ve dayanışma ile bu engelleri aştı.
Sanat yönetimi açısından da film, sıradanın ötesine geçti. Kültür Bakanlığı koruması altındaki Ahmet Akata’nın orijinal tabloları, filmin set dekorasyonunda kullanıldı. Bu nadir eserler, hikâyeye hem kültürel hem de görsel anlamda derinlik kattı, mekânların atmosferine özgün bir estetik imza bıraktı.
Filmimizin post-prodüksiyonu, Türkiye’deki yetkin sanatçıların olağanüstü katkılarıyla en temiz, en güçlü ve en etkileyici hâline kavuştu. Ses, renk ve final mastering aşamalarında ulaşılan kalite, filmin ruhunu tam anlamıyla yansıtacak bir düzeye ulaştı.
“Adalet Tangosu” böylece yalnızca bir sinema filmi olarak değil, yüzlerce insanın emeği, sanata adanmışlık ve yaratıcı azmin somut bir belgesi olarak hayata geçti. Festival salonlarından uluslararası seyircilere uzanacak bu yolculuk, hem bir adalet hikâyesi hem de yapımcılık anlamında bir “dayanışma manifestosu” niteliği taşıyor.
“Adalet Tangosu”, bireysel özgürlük, toplumsal normlar ve adalet sistemi arasındaki çelişkilere dair kişisel bir sorgulamadan doğdu. Bir hâkim ve psikiyatrist eşinin sarsılan düzeni üzerinden, hukuk ve vicdanın çatıştığı gri bir alanı izliyoruz. Film, mizah ve dram arasında gidip gelen anlatımıyla izleyiciyi hem düşündürmeyi hem de duygusal olarak sarsmayı amaçlıyor. Her adımda değişen bir ritimde, adaletin gerçekten kime ait olduğunu sorguluyoruz.